18 Ocak 2018 Perşembe

Kar Tipi


Sanırım en göçebe tatilimizi yapmaktayız. Ayarladığımız otel hem düşündüğümüz konumda çıkmayıp hem de yok size şu odayı verdik yok bu odayı verdiydik, neden bütün odalarımızı aldınız siz felan derken sinirimizi zıplattıklatından orada bir gece kaldık. Kayseri'ye inip çıkıp duruyoruz. O arada bavulumuz hep arabada kaldı, beş gündür aynı kıyafetleri giymekteyim. Gündüz kayak kıyafetleri akşam aynı siyah polar :D Dönünce direk çekmeceye geri yerleşecekler, hehehe :)


Bugün tipi var. Metos üç gündür kendisini yormuş, yatıyor. Burnumuz kanıyor kuru havadan. Bilgiç hadi bişeyler yapalım modunda ama kitabını oku deyince peehhh diyor.


Ama ben yeni kitabıma başlayacağım. Elric, Ruh Hırsızı. Yeni bir seri bu. Bakalım nasıl çıkacak.

Belki o arada azıcık hava açar. Dün son tur atmamıştım, yarım kalmışlık hissi var şu an. Ama açmasa da napalım artık.


Şimdi gidip kitabıma başlayayım. Görüşürüz millet.

16 Ocak 2018 Salı

Ve Dağlar Yankılandı

Bu sefer Afganistan arka plânda kalmış. Tabii ki orada olduğunu görüyorsunuz, ama diğer kitaplarındaki gibi başrolde değil.

Başrolde insanlar var. En çok da anneler, babalar ve çocuklar. Birbirine oya gibi işlenmiş bir sürü hikâye var. Yüreğinize dokunuyor ama diğer kitaptaki gibi dünyada neler de oluyor dokunması değil, hepsi sizin yüreğinizde de olan şeyler.

Okumayı hep sonraya ertelemiştim acı vereceğini düşündüğümden. Sızı verdi. Ama güzel bir sızıydı.



"Yıllar sonra plastik cerrahi dalında staja başlayınca anladım. Dünyanın sizin içinizi görmediğini, derinin ve kemiğin maskelediği umutlarınızı, hayallerinizi ve kederlerinizi zerre kadar umursamadığını. Gerçek işte bu kadar basit, bu kadar saçma ve bu kadar gaddardı.

Güzellik gelişigüzel, düşüncesizce dağıtılmış, hakkıyla kazanılmamış, muazzam bir armağandır. "

" Markos biliyor musun, insanların bu kadar geç kavraması çok tuhaf. İstedikleri şeylere göre yaşadıklarını düşünüyorlar. Yaşamlarına isteklerine göre yön verdiklerini. Oysa işin aslı, onları yönlendiren korktukları şeyler. İstemedikleri şeyler. "

15 Ocak 2018 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi

Bu seferki az nostaljik pazartesi. Daha bir sene bile olmamış ama kendimi yine aynı durumda bulduğumdan konuya yeniden değinebilirim diye düşündüm. Hem eminim hepiniz yine yeniden güleceksiniz :)

17 Ocak 2017 Salı

Kayak Öğrenme Maceramı Hiç Anlatmış mıydım?

Efendim bendeniz otuz küsür yaşımda ilk defa kayakla karşılaştım. Kamptayız Can'ın devre arkadaşı Sabri, gel sabah sana öğreteyim ben dedi. Metos iki yaşında falan o uyanmadan gidip bi öğrenip dönücem yani :) Sabah erkenden telesiyej de çalışmıyor kayağı yüklenip dik bir yokuşu çıkıp oracıkta derslere başladık.



Kayak yapanlar bilir. Azap mıı keyif mi hâlâ karar verebilmiş değilim. Giyinme faslı ve ayağını saran beton gibi ayakkabılarla yürümesi falan tam eziyet. E kendi malzememiz de olmadığına göre kan ter içinde ayağına tam oturan bir ayakkabı denersin. Tam oturma kısmı çok önemli,  biraz bile küçük ya da bir milim büyük olsa kaymak zor. Bizim kayak yerinde bir de ayakkabı giydikten sonra merdiven çıkmamız gerekiyordu ki tam evlere şenlik. Yani ayağını betona gömdüler dizine kadar sen de o şekilde yürüyorsun daracık merdivende kıvrılmayan bileğinle komik hareketler eşliğinde aşağı kadar yuvarlanma korkusuyla ilerliyorsun. Allah o ayak bileğini bi sebeple yarattı her halde di mi :)

Neyse ne azim varsa bende, sanırım izlerken gaza geldim, kan ter içinde tırmanıp kayma dersine başladım. Sabri de olup olabilecek en iyi öğretmen, bir rahat bir rahat.



Kar sapanı diye bişey var arkadaşlar,  sanırım bacağı çarpık olanlar intikam amacıyla icad etmiş.  Ayakları açıp dizleri büküp böööle abuk bi şekilde kayakların önü bitişik aşağı doğru iniyosun. Bakınız üstteki resim.

Eee, ben televizyonda böyle spastik tipler görmüyordum ki onlar pek havalıydılar.

Neyse, bizim kayak yerinin bir özelliği de en son yokuşun en dik olması. E telesiyej daha açılmamış tepeye kadar yürüyecek halimiz yok, o dik yerde bacakları yamultarak inmeye çalışıyorum, düşüyorum tabi. Aslen kayakla düşmek kötü değil de kalkmak fena. Yılda bir defa kar görüp kayıcam diyen yurdum kadını bir anda atletik olup ayağa kalkamıyor tabe. Kaldı ki ben o aralar aerobik yapıyordum (Ay yeni nesil bu efsanevi sporu da bilmez şimde, gugulla anacım uğraştırma beni :) esnektim güya ama düşünce kayak çıkmadan kalkamıyorsun. Kayak zor çıkıyor. Haydi çıkarttın bunun bir de yokuşta dururken yeniden düşmeden giymesi var.

E dedim ben akıl kârı iş değil diye :)



En sonunda düşmeden o yokuşu inebildim, mutlulukla durdum. Sanırsın yeni bi element falan buldum, gururluyum :) Derken fark ettim ki durduğum yer dümdüz değil, benim kayakların önü açılmış bacaklarım yavaş yavaş birbirinin ters yönüne gitmekte. Gidiyor. Gidiyor.  Yere bir karış kaldı. Bak dediğim gibi esnekmişim o ara ama balerin de değilim. Bir yere bir bacaklarıma bakıyorum, derken içimdeki ses Handan bişey yap bu şekilde daha fazla devam edemez senin vücudun dedi ki ben de kendimi öne attım.


Kuş bakışı halim şu çizdiğim sanat harikası gibiydi.  Ve takdir edeceğiniz üzere bu şekilde düşmeyi başarırsa bir insan ölene kadar o şekilde kalabilir.

Neyse ki yalnız değildim. Gerçi beni izlemekte olup olaya müdahale etmeyen kayak hocama çemkirmesem daha ne kadar yatacaktım bilmiyorum. Bir de iyi ki fotoğraflı cep telefonları instagramlar felan yoktu. Vallahi fenomen olurdum :D

İşte böyle sevgili arkadaşlarım. Bugün Allahüekber Dağının zirvesinden aşağı yarım saat kayarken kendi kendime dedim bak Handan nerdeen nereye.

Ay kaydım dediysem hâlâ kar sapanından halliceyim ama bulaşmayın anacım taam mı :)


Hem şu anda sürahi nine gibi yürüyüp ah uhlarla oturup kalktığımı da söylemiycem işte :)