17 Kasım 2017 Cuma

Ağzım Kulaklarımda :)


Evde her yer dağınık. Kütüphanenin yerini aldığı dolap orta yerde, içinden çıkanlar her yerde, mutfak ilgi bekliyor , koltuklar montaj sırasında ittirilmiş falan. Ben mutlu mutlu manzarama bakıyorum :)

Vitrindeklerin hepsini buraya taşımadım, sadece ikinci sıra dizdiklerimi aldım. Sağa sola sıkışmışları topladım. Henüz çocukların odasındakilere bakmadım. Orada da üstüste yığın halinde kitaplar.

Bu benim ilk kitaplığım. Evlenmeden önce annemlerin kütüphanesi öyle zengindi ki doğru dürüst kitap almama bile gerek olmadı. İzmir'de koridorda kocaman bir gömme dolap vardı onu kullanıyordum. İstanbul'a geldiğimden beri çoğu kitabımı hediye ettim. Sakladıklarım da her yerdelerdi. Şimdi derli toplu oldular.

Kitapları renk ve boylarına göre dizen tek kişi olmadığımı söyleyin lütfen. Tek ben takıntılı değilim,  di mi...

Bu arada, eve gelmesi için üç gün beklemeye dayanamadığımdan  o koca paketleri arabaya sığıştırıp eve taşıyan Can'a ve okuldan döner dönmez kurmak için koşturan Bilgiç'e teşekkürleri bir borç bilirim.

Can'a doğumgünü hediyesi yerine kendime kitaplık alma konusuna gelirsek. O bana daha hediye almamıştı ki,  napalım. Sırasını beklesin :)

Liste

# Bugün çok keyifli bir şey yapacağım. Gidip İkea'dan Billy alacağım. Yok salon takımıma uymazdı, yok buradan taşınırsak nereye sığdıracağım falan derken her yanımdan kitap düşer oldu. Sanırım kitaplığı almamla dolması bir olacak. Dur bakalım :)

# Gelecek haftaya bir doğumgünü hazırlıyoruz. Yapacak çok iş var. Bu madde bütün haftamı alacak gibi.

# Bilgiç'le benim bot almamız gerekiyor. Onunki küçüldü benimkinin en son tabanı düşmüştü.

# Evin temizlenmesi gerekiyor gelecek hafta sonuna misafirim de var :)

# Alış verişe gitmeliyim.

# Ütüsüz olmaz, bak kendimi kötü hissederim. Yeni ütümü denemeliyim, değil mi?  Evdeki hemen her şey yirmi yıllık ama bu altıncı ütü. Sanırım durumum vahim :/

# Yarın bir sinemaya gitsek ailece.

# Pazartesi arkadaşlarımla buluşacağım.

Tamam bu kadar.

Değil tabii ki

# Aldığın çorapları Burcu'ya gönder. Tülin'in paketini postala. Çekiliş hediyeleri kadar da taş düşsün başına.

Şimdi tamam.

Yalnız acilen ağrıyan sırtıma ve sürekli rüya gördüğüm uykuma bir çözüm bulmalıyım. Çok yorucu, çok.

16 Kasım 2017 Perşembe

İyi ki Doğdun Can


Hediye almaktan kaçıyormuş gibi gözükmek istemem ama, hayat bize en güzel hediyeleri vermiş baksana :)

Bol kahkahalı , gezmeli tozmalı (hayır bi kere kendim için istemiyoruuum :) , düzgün uçuş programlı, sağlıklı, huzurlu  nice güzel yıllara :)

Yaşlandın zannetme, sen hâlâ benim gözümde 22 yaşındaki delikanlısın :)

14 Kasım 2017 Salı

Mobbing/Mini Hikâye (Kültür Sanat Mevsimi 13)

Sinemadan çıkıp sahildeki kafeye oturan Sinem karşısındaki çifti ister istemez izlemeye başladı.  İzledikçe de gerildi. Sinir bastı.

Üzerine kolunu atıp abanmış erkek arkadaşına inceltilmiş sesiyle

"Aşkım yaaa, nefes alamıyorum"  demekteydi genç kız.

- Demek nefes alamıyorsun aşkım. Ben sana deli gibi aşık olup içime sokmak isteyeyim, sen beni sevmiyorsun o kadar.
-Ne alâkası var yaaa.
- İnsan sevdiğinin sarılmasından sıkılır mı be.
- Sıkılmadım ki sarıl hadi..
-Yok yok sevmiyorsun sen.
-Hiç sevmem mi yaaa. Bak sokuluyorum böyle böyle.

O sırada telefonu çaldı kızın. Kimin aradığına bakıp açmadı.

-Neden açmadın telefonunu?
-Amaaan Arzu arıyor, şimdi bi saat konuşur.
-Arzu mu, onun telefonu farklı bir melodi çalmıyor muydu?
-Değiştirdim geçende.
- Yanımda neden konuşmak istemedin? Benden gizli konuşacak birşeyleriniz mi var?
-Ay aşkım, ne diyorsun seeen. Geçen gün uzun konuştuk diye söylenmemiş miydin?  Onun için açmadım, kısa kesemez o şimdi.
-Yoksa başka biri miydi arayan.
- Ne başka birisi?
-Ne bileyim aranan sensin.
- Arzu işte ya, al ara istersen, Allah Allaah.
-Yok canım, ne arayacağım, öyle diyorsan öyledir.

Sinem bir sigara çıkartıp yaktı. Derin bir nefes çekerken içinden "kaç o adamdan kızım, koşarak kaç" diye geçirdi. Telefonunun yanıp sönen ışığını görmezden gelip bir çay daha istedi. Bir de şu sesleri duymasaydı.

- Sende bir durgunluk var bugün.
-Ne durgunluğu, yok bir şey.
-Yok yoook, ben anlarım, var bir şey. Aklın kaldı şu arayanda. Benden ayrılır ayrılmaz onunla buluşmayı hayal ediyorsun.
-Aşkım yaa, durgun murgun değilim. Yemek yiyorum. Sende sinirli sinirli davranıyorsun. Sustum ben de.
-Bak, var bir şey demiştim. Ama benden olamaz, kesin aklında başkası var.
-Yok.
-Zaten sarılmadın da.
- Ya ben sarılamam o kadar kimseye demiyor muyum sana, çok sıkı sarılınca hasta gibi oluyorum.
-Sevseydin olmazdı.

Sigarasını son bir nefeste içip kalktı Sinem. Elindeki telefonuna baktı, yirmi okunmamış watsup mesajı.

-Neredesin?
-Film bitmedi mi daha?
-Bu saatte nasıl geleceksin eve?
-Alayım mı seni?
-Huuuu
-Gece gece filme gitmek de nereden çıktı ki zaten?
-Çocuklar uyudu.
-Ben de yatıyorum madem.
-Beklemeyeceğim seni.
-Taksiye bin.

Bir anda telefonunu kaldırıp denize fırlattı. Kıyıya oturup öyle bakakaldı. Uzaktan hâlâ sesler geliyordu.

-Tamam tamam inandım. Seni çook seviyorum da ondan böyleyim anlasana kızım. Aşığız işte.
-Aşkıııım.

Başını sallayıp eve doğru yola koyuldu. Nasıl olsa orada dursa da gecenin ve denizin tadını çıkartmasına imkân yoktu . Hayatındaki bay doğru, neler yapması gerektiğini bir bir ona dikte ediyordu. Nefes alamadığını hissedip yaktı bir sigara daha..

(Kültür Sanat Mevsimi nedir? )

Bugün Bize Kim Geldi

Sezgin Kaymaz kitaplarını seviyorum. Geber Anne ile başlamıştım. Fantastik boyutu, kurgusu hayran bırakmıştı. Bu kitap diğerlerine göre daha güncel hayattan hikâyeler gibi ama yine de içine biraz olağanüstülük serpiştirmiş yazar.

Yüzümde gülümsemeyle okudum kimi yerleri.


İlk mektuba bayıldım.


Bişeycik demeyen anneye koptum. Biz anneler hep böyle değil miyiz?


Bu arada en sonunda kendisinden bahsettiği bölüm olmasa yazarı hiç tanımadığımı bilmeyecektim. Hem onu tanıdım biraz daha hem de "Her işte bir hayır vardır" sözünü bir kere daha gördüm.